Ey Aşk…! Bana masal anlatma

Ey Aşk…! Bana masal anlatma

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde. 

Develer tellal iken pireler berber iken, ben anamın beşiğini sallar iken, yeşillikler içinde çok güzel bir ülke varmış…. 

Bu ülkede kendi halinde yaşayan birbirinden güzel insanların her yerden görülebilen kocaman kocaman şatoları ve bahçesinden herçeşit içeceğin aktığı çeşmeler varmış… 

Her şey çok güzel ve yolunda giderken, bir gün Kral’ın habercileri tarafından yayılan haber, bir anda ülkenin dört bir yanına ulaşmış ve herkes bunu kim yapabilir diye düşünmeye başlamış…

Şimdi bu masalın gerisini siz hayal dünyanızda tamamlayın ve biz asıl konumuza gelelim.

Bütün yerli masallar, çocukların dikkatini çeksin diye hep bu tür tekerlemelerle başlar ve çocuklar kendi hayal dünyalarında o anı nakış nakış kafalarına nakşeder ve yüzlerinde bir tebessümle uykuya dalarlar…

Aynı masalı ona ikinci kez okuduğunuza bir yeri eksik okusanız orayı mutlaka yakalar ve size yanlış ya da eksik okuduğunuzu hemen tepkileri ile dile getirirler…

Her çocuk masal sever ve iç dünyasındaki Harikalar Diyarında büyüklerin hayal bile edemeyeceği yerlerde dolaşırlar…

Oysa biz büyükler; 

Karşımızdaki birinin anlattıklarına inanmadığımızı ve saçmaladığını düşündüğümüzde “bana masal anlatma” deriz.

Masalın yalan bir dünyadan ibaret olduğunu anladığımız anda büyümeye başlar ve gerçek hayatla yüzleşmenin bedelini tat alamadığımız bir dünyanın kapısına bırakıveririz.

Çocuk dünyamızı renklendiren her şeyi matlaştırarak soğuklaştırır.

Keloğlan’ın keleş oğlanın saflıklarına artık tahammül bile edemeyiz.

Çünkü biz büyüdükçe dertlerimiz artar ve mutlu olmak giderek zorlaşır artık oysa bir şeker bile mutlu etmeye yeter her çocuğu.

Gökyüzünü seyrederken ay dede ile konuşur içini döker ta ki birisi gelip ay dede de neymiş ay’ın cinsiyeti mi olur? şeklinde biri zeka yapmadığı sürece o hep mutludur.

Kırmızı başlıklı kızı her okuduğunda sonucunu bile bile tekrar üzülür, belki bu sefer kurtulur diye…

Oysa ki her çocuk dinlediği masalı satır satır kazır beynine, başını da ortasını da sonunu da bilir, mesela bu yazının girişini birisi ona okusa;

“ben anamın beşiğini sallarken değil, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken” diye düzeltir sizin yerinize…

Ne acı değil mi?

Mutlu insanların mutluluğundan bile mutsuz olanları görüyoruz büyüdükçe.

Elimizden şekerimiz alındığında duyduğumuz acıyı, umutlarımız alındığında yaşıyoruz, hayatı biraz daha öğrendikçe.

Hayvanların konuşmadığını anladıkça taşlıyor ve öldürüyoruz, ağaçların dili olmadığını anladığımızda göğsünü kanatarak adımızı kazıyor ve kırıyoruz dallarını. 

O yüzden artık gökten üç elma düşmüyor, yazanın okuyanın dinleyenin üstüne.

Alttaki elmanın düşmeyeceğine inandıkça, gökte kesiyor rahmetini vermiyor işte.

Büyüdükçe kirleniyoruz belki de

Belki de o yüzden çoğumuz eremediği için muradına, hiç birimiz çıkamıyor masalın sonundaki kerevete…

İşte o yüzden birisi giden sevgili için döner bir gün dediğinde.

Bana masal anlatma diyorum, gidenlerin hiç biri dönmeyecek geriye…

Paylaş

You May Also Like