Nasıl Bilirler Sizi?

Nasıl Bilirler Sizi?

Uzaktan yakından tüm tanıdıklarımızın bizde bir hatırası ya da yansıması var…

Hatırladıkça özlediklerimizle hatırladıkça iğrendiklerimiz arasında bir yelpazede durur hepsi.

Gördükçe sevindiklerimizle gördükçe kaçacak yer aradıklarımız gibi…

Hep birilerini numaralandırırız hayatımızda,

Ya ON numara insan deriz ya da BEŞ para etmez BİRİ…

Bir de yaftaladıklarımız var…

Arsız, hırsız, faşist, komünist, liboş, totoş, nonoş, kro, keko, burjuva.

Mezhebinden, meşrebinden, memleketinden de tabii;

Alevi, Sünni, A partili, B partili, Kürt, Laz, Ermeni, dinci…

Vicdan yapıp payelendirdiklerimiz de var elbet…

Alevi ama mert, Kürt ama delikanlı, dinci ama çağdaş, Ermeni ama dürüst.

Yani bizden değil ama İYİ.

AİLESİNDEN DOLAYI andıklarımız da cabası,

İtten it düşer; babası ne ki oğlu ne olsun, anası ne ki danası ne olsun…

Oysa kim annesini babasını seçebildi ki..!

Ya Fiziksel özelliklerinden dolayı “anılanlar”,

Şişko, kepçe kulak, kambur, sıska, pörtlek, bücür, topal, kör.

Kim fiziksel kusuru olsun istedi ki…

Peki biz nerde duruyoruz veya durduğumuz yerden nasıl görülüyoruz?

Hiç düşündünüz mü sizi nasıl anıyor çevreniz…?

Hangi özelliğiniz sizi öne çıkaran “onların” gözünde?

Mesela;

Gördükçe kaçılan mısın? Adın geçtikçe sövülen mi?

O iğrenilen sen olabilir misin? O beş para etmeyen?

Ukala, şımarık, terbiyesiz, pinti, sahtekar, şişko, çiroz…

İnsan yapı olarak hep iyiye benzetir kendini,

Öne çıkan iyi yanlarını iyi bilir ve canlı tutar çünkü…

İtici gelen yanlarını, arkasından neler söylendiğini ise hiç bilmez, aslında bilmek de istemez.

“İyi kızı mahalleli, kötü kızı anası över” misali belki de hep annemizin gözlerinden bakıyoruz kendimize…

Hep annemizin güzel kızı/aslan oğlu olduğumuzdan olsa gerek, mahalleli ne der çok da umurumuzda değil…

Bu yüzden mi “insanı ya ANIsıyla ya da –bağışlayın- ANAsıyla anıyorlar?

Çevremizde bulunan herkese bir kağıt verip “alınmayacağımız garantisini vererek”

bizi eleştirmelerini isteseydik ve onlar da acımasızca “doğruyu ama sadece doğruyu” yazsalardı, ne yazarlardı dersiniz ?

Belki de Can Yücel’in dediği gibi;

“Nefret ettiklerimiz kadar kötüyüz, sevdiklerimiz kadar iyi”

Ne dersin/siniz?

Paylaş

You May Also Like