Öğretmenler Duymasın

Öğretmenler Duymasın

 

İnsanın yüzünde, geçmişe dönüp baktığında belli belirsiz bir iz oluşur.

Kendisinin farkında olmadığı, onu o an izleyen yakınlarının yakaladığı bir izdir bu.

Ve izin bıraktığı şekle göre seslendirilir o soru.

“ne düşünüyorsun ne geldi yine aklına”

Bazen bir kırık tebessüm düşer hatıralardan yüzümüze

Bazen bir muzip gülümseme

Bazen de hatırladıkça hatırlanmak istenilmeyen yüzünü buruşturtan kapkara bir gölge…

***

Biz çocukken en çok babalarımızdan korkardık

Sonra da öğretmenden…

Biz derken o dönem yaşamış herkesten bahsediyorum…

Okulda en korktuğumuz söz “yarın baban gelecek”

Evde en korktuğumuz söz ise “yarın öğretmenine söylemezsem” olurdu.

İkisi de birbirine söylemezdi belki ama o dönem böyle bir blöfü hepimiz yediğimizden bu okul-aile
işbirliği epey işe yarardı.

Biz öğretmenden yediğimiz bir uyarı tokadını değil babamıza söylemek, olay mahalinde bulunan ve
babamla olası karşılaşabilecek arkadaşlara da yalvar yakar olurduk “aman bizimkiler duymasın” diye

Çünkü bizim o sert babalarımız, böyle bir olayın duyulması halinde okula gidip öğretmeni tartaklamak
yerine;

“sen ne yaptın ki, öğretmenin seni dövdü” diye paralardı bizleri…

Çünkü öğretmen bizim evlerimizde en saygın konuma sahip büyüklerimizdi.

Öğretmenimiz evimizi ziyarete gelecek olsa annelerimizin eli ayağı birbirine karışırdı, çay pasta börek
vs.

Okulun kapısında sabah sıraya girer öğretmenimizi selamlardık, çıkışta da aynı seranomi ile uğurlardık
hem gurur hem de ne neşeyle.

Belki öğretmenler gününde çiçek alamazdık ama annelerimizin el işi hediyelerini götürürdük, kendi
paketlediğimiz eğik bükük o yanar döner “janjanlı poşetlerle”

Büyüyüp üniversiteye hazırlandığımız yıllarda bir de dershane öğretmenlerimiz oldu.

Ne not, ne disiplin, ne de sınıfta kalma korkusu olmadan okumak farklı bir şeydi…

Onlarla diyaloğumuz daha arkadaşça belki ama yine aynı saygın çizgideydi.

O derslerden çok, onların gösterdiği teknik vuruşlarla zorladık üniversite kapılarını,

O derslerden çok onların gösterdiği “insan tarafımızla” zorladık hayatın kapılarını.

Kimya hocamızla derslerden sıkıldıkça araba markaları konuştuk keyifle, tarih hocamızla hayata dair
ailemizden öğrenemediğimiz nice eksik yanlarımızı, edebiyat öğretmenimizle dertleştik kanımızın deli
aktığı dönemde şiir gibi sevdalarımızı.

Çoğumuzun üniversite kazanmasında en büyük etkendi bunlar;

Onlar hem üniversitenin sınavına hazırladılar bizi, hem de hayatın sınavına, biz farkına varmadan…

Ve o gün;

Sınavdan çıkar çıkmaz ilk iş, evden önce dershaneye gittik, öğretmenlerimizle yaşadık sınavın ve
soruların karmaşasında o müthiş heyecanı…

Yerim olsaydı size Sultan Mehmed’in Fatih yolunu açan öğretmenini anlatmak isterdim burada,

Atatürk’e  ikinci adını veren Mustafa Hocasını…

Sadece şunu söylüyorum şimdi;

Bir türlü rayına oturamayan şu eğitim sisteminde,

Ahlaklı ve eğitimli bir nesil istiyorsanız eğer, siz de babalarımız gibi yapın.

Senelerce sonra dizinizi dövmemek için;

Karışmayın Öğretmenlere, Dokunmayın Dershanelere

Paylaş

You May Also Like