Gündelik Değil, Ömürlük Sev Beni

Gündelik Değil, Ömürlük Sev Beni
Şimdi bu yazıyı önce yukarıdan aşağıya taradın, boyuna baktın sonra da
“Oof uzun” kim okuyacak şimdi kıvamına geldiysen,

mutlaka oku, çünkü bu yazı öncelikle sana yazıldı… (B.Gökçe)

***

Evet, mutsuz, huzursuz, aceleci ve sevimsiziz artık.Sevimsiziz çünkü giderek mutluluğu, “önce ben mutlu olmalıyım” şeklinde algılıyoruz.Bütün değerleri yıkarak ve bütün dengeleri bozarak, “hadi çabuk, hemen anlat” diyerek.Telaşımızdan olsa gerek akıp giden hayatı, kariyer edinmek, para kazanmak ya da ne adına ise işte sürekli erteliyor ve kaybediyoruz.

 

Belki binde bir kesiliyor artık elektrikler ve en fazla bir-iki saat sürüyor  ama ‘o kadarcığına’ bile lanet ediliyor, çünkü  “ben merkez”diyen keyif hemen kaçıyor.
Mum ışığında, gaz lambasında, gözleri bozulmasına rağmen okuyan bir neslin torunları veya çocukları; yüz mumluk ampulde kitap okumuyor ama çok iyi Tv çalışıyor, çok güzel Pc okuyor…

 

 

“Delikanlı” isimli kitabım için birisi, abi 12 Lira pahalı dedi.

Elindeki afili telefonu gösterip “kaça aldın” dedim. “750” dedi. “İçtiğin sigara kaç lira” dedim, “7” dedi.“Sen okumak istemiyorsun” dedim ve güldü.“Ben merkez” diyen hayatta, “gösteriş-caka” en önemli “şey” çünkü.Hâlbuki o kitabı okusa; o pahalı telefondan ve içtiği sigaranın markasından hayatta daha değerli şeyler olduğunu fark edecekti.Kimsenin diyemesem de birçoğunun, değil kitap almaya, okumaya harcayacağı vakti de yok artık.

 

Niye bu sabırsızlık, bu hodbinlik niye bilmem?

Sevdiğinden ayrılanın yası yok artık, hemen yenisini bulma telaşı var.İki paralık sevmelerin adı da “aşk” oldu zaten.Biten sevdaların yerini, bu ucuzluklar ne zaman aldı peki?

Kimse Ferhat gibi dağları delmesin, eyvallah… 

Mecnun olup çöllere de düşmesin ama aşkı da bu kadar ayağa düşürmesin…Üstelik o kadar bencil ve şımarık olduk ki, ben üzülünce herkes üzülsün, ben mutluysam herkes sevinsin.Bir o kadar da küstahça…Peki niye?Benim ki de laf…İşte ele.

 

Oysa;

Ucu yanık bir mailimiz olmayacak asla,İki damla gözyaşı düşmeyecek o postanın içine,Işıklar söndüğü anda bir masal anlatanın kalmadığı gibi,Sevgilinin kokusunu sıktığı sarı saman kağıtlar olmayacak mesela…

***

Ev oturmaların ayda bir ikiye, yakınlarınla görüşmelerin artık internete dönmedi mi?“Selam Ne haber” diye seslenmelerin, “ slm nbr” e dönüşmedi mi?

O kadar yoğunsun ki, bir selamı bile doğru dürüst verecek “iki” harflik zamanın yok şimdi.

Haydi “yalan” de, sevdiklerinle en çok nerede görüşüyorsun, pastane, çay bahçesi mi yoksa Face mi?Facebook bile değil bak sen şu işe, face yani!…Eğer şu inişli-çıkışlı yazı boyunca bir kere bile sana “evet ya” dedirtememişsem;Ben kime neyi anlatıyorum ki, pes yani!..

Paylaş

You May Also Like