“Mevsim sonbahar, aylardan Ekim olmuş. / Güneşin sıcağına sanki bi nazar olmuş.” (B.G)
Camın önüne geçerek perdeyi sonuna kadar araladım.
Deli poyraz dalgaları döverek vuruyordu sahile. Camı biraz araladım ki perde sonuna kadar havalandı içeri bir anda titreten hava doldu, anladım ki camı açtırmayacak çeşmenin haşin rüzgârı, ben de hafif aralıklı bırakarak rüzgârın sert ıslığını doldurdum ciğerlerime… Rüzgârın ıslık sesi ürküten bir melodiye dönerken yakaladığı yerden tokadını vuruyordu; sarı kalın perdeye.
Yazın cıvıltısı gitmiş, tepede güneş görünse de ısıtan yanı gitmiş, el ayak çekilmiş soğuktan ve anladım ki Ege’ye mevsimin hazanı inmiş.
Koltuğu camın dibine çekerek günbatımını bekledim ve izledim…
Önce Alaçatı’nın ışıkları yandı teker teker sonra Sakız Adası’ndan Yunanistan’ın…
Işıklar can verdi sahillere, tepede “Ay” göründü ve “hadi sıkılma!” der gibi sessizce yakamozunu bıraktı gönlüme.
Sahil bu arada kudurmuş gibi köpürdü ve üç adam boyu kayaları döve döve, vurdu sularını göklere ve sonra bir daha vurmak için hırsla çekildi geriye.
Ege’nin serin sularına çığlık çığlığa bir anda yazın cıvıltıları gömüldü sanki… Sanki tıklım tıklım sahilleri dolduran insanlar göçmen kuşlar misali kendi sıcak sularına çekildi…
Şehir mahzunlaşır mı demeyin? Mahzunlaşır.
Sular hırçınlaşır mı demeyin? Hırçınlaşır.
İnsandır ya sesiyle, soluğuyla kiri çöpü ile kirleten, yine de insandır varlığı ile bulunduğu yere hayat veren, gam götüren.
Okullar kapandığında ya da okulun bir tatil zamanında okula gitmişsinizdir.
Peki aynı öldüren sessizliği, teneffüs saatinin cıvıltısı ile bir an kıyas etmediniz mi?
İnsansızlık acı verir insana…
Tatil amaçlı gittiğim Çeşme’ye bu sefer dost ziyaretine gittim… Ruhat-Osman-Eren üçlüsü ile hasret gidermeye, insan olan yanlarımızı törpüleyip Gülten Teyze’nin, Metin Amca’nın yüzündeki bir tatlı tebessüme eşlik etmeye…
Dolaşırken; kepenkleri indirilmiş yazlıkların panjurlarına vuran sessizlikte, ağaçların dallarını kederle sallanan bir yaşlıya benzettim, çoluk çocuğu terk etmiş bir ihtiyar gibi sanki soruyordu bana “Nerede yazın akşam esintileri nerede bu deli poyraz?” ya da “Nerede torunlarımın cıvıltısı, saat kaç oldu nerede bu haylaz?”
Bırakın sahillerine hatıralarıyla gömdüğünüz bir sevgiliyi, yan yana şezlonga uzandığınız Ali Dede’yi bile özlersiniz o zaman. O zaman kumdan kalelerine hükümran olan 5 yaşındaki çocuk gelir gözünüze. Elindeki içecek tepsisi ile yüzünüze gülücüğü vuran Diyarbakırlı garsonu bile hüzünle hatırlarsınız; kışlık iş arıyordu buldu mu acaba diye?
Yolunuz düşerse kışın bir gidin sahil beldelerinden birine; Bodrum, Alanya, Kuşadası, Çeşme hiç fark etmez. Şöyle bir gezinin elleriniz cebinizde… Emin olun, günahından arınan bir “Derviş” gibi yanına vardığınızı bile hissetmez…
Çünkü;
Benim güneşimi çaldınız der gibi biraz kırgındır size…
———————————–
* Şiir Dinletileri ve Organizasyonlar İçin Menajer Hattı: 0 536 629 34 34
* Hafta içi her gün 23:00-01:00 arasında, BEDİRHAN GÖKÇE İLE ÜÇÜNCÜ SAYFA KralFM‘de

