Kinle nefretle sıktığınız dişlerinizi gevşetin, yumruklarınızı açın.
Önce tokalaşın sonra kucaklaşın.
Ne bu kin ne bu nefret, ne bu sanal ortam yiğitliği?
Erkeğin ağzı kaypak, kızın ağzı leş gibi.
Kime bu kadar küfür, kime bu klavye cengâverliği.
Siyasetçiyi beğenme, askeri beğenme, polisi beğenme, gazeteciyi beğenme.
Herkes yanlış, herkes hırsız, herkes vatan haini!!!
Bir sen iyi, bir sen doğru, bir sen vatanperver öyle mi?
Peki; ne yaptın sen bu ülke için?
Komşunun, hemşerinin, mahalle bakkalının çocuğundan farklı ne yaptın?
Sanal ortamlarda yağdın kükredin, küfrün biri bin para!
Bırak şimdi başkasında eksik bulmayı; sen ne yaptın onu bunu eleştirmekten başka!..
Bir tane öğrenci okuttun mu hayatında, ya da böyle bir şey hiç aklına geldi mi?
Düzenli olarak bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderdin mi kimselere sezdirmeden?
Sadece ülkene olan sevdanla, yere atacağın “bir çöpü” atmadığın oldu mu?
“Biri görür, birisi bir şey der ayıp olur” diye değil, “kimse çöpünü yere atmasa benim sokağım da Avrupa sokakları gibi pırıl pırıl olur” diye.
Peki;
Evde bir lamba fazla yandığında;
Dişini fırçalarken musluk devamlı aktığında;
Arabanın gazına deli gibi basıp sürat yaptığında;
 “Parasını ben versem de bu millî servettir bilinciyle…”
Dokundun mu elektrik düğmesine, kapattın mı musluğu, ayağını çektin mi gazdan?
Yazın tatil zamanlarında, sahil boylarından bir kereliğine feragat edip sadece bir kez,
Ya şu Elazığ nasıl bir yer, Yozgat neye benzer, Gümüşhane nere düşer diyerek dolaştın mı?
Çoluk cocuğum vatanını öğrensin diye elinden tutup bir kere “tatil zamanı” gittin mi oralara?
Ülke kuru kuru hamasetle sevilmez.
Nutuklarla, sloganlarla kendini merkeze koyup diğerlerini “bunlar” diyerek küçümsemekle belki sahil boyları gezilir ama sınır boyları gezilmez.
Bir gün gidersen görürsün, Erzurum’un köyleri, Kadıköy’e benzemez…
Özet:
30 saniyelik bir yer altı kükremesi yeter seni bitirmeye.
30 saniyelik sallanışın ardından, ne ev, ne eş, ne evlat ne de sevdiğin kalır geriye.
Acizsin, ölümlüsün, tamamı 30 saniye.
Dün Gölcük-Kaynaşlı’dan Ahmet-Ayşe, Bugün Van’dan Hasan-Fatma.
Yarın da sen ben, dahası ne ?
Şu yazıyı okuduktan sonra, şu an bulunduğun mekâna bir daha gelemeyebilir, bu mekândan çıkamayabilir, akşam seni koruyan evin tavanı senin “son” yorganın olup tepene çökebilir!
Hiç sana olmaz gibi geliyor değil mi?
Sanırım gidenler de böyle bir ölümü hayatlarında hiç düşünmemişlerdi.
Bir 17 Ağustos çığlığı ile haykırmak istiyorum şimdi:
“Sesimi duyan var mı; kimse yok mu burdaaaaa?”

Not: Van’da yaşanan felaket de hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza rahmet, evi barkı gidenlere merhamet, kalanlara da sabır diliyor ve sesleniyorum:
“Korkmayın, üzülmeyin ve unutmayın; Büyük Türkiye Cumhuriyeti tüm imkanları ile, bizler de halk olarak dua ve desteklerimizle yanınızdayız, geçmişte nice yaraları birlikte sardık, inşallah bu yarayı da sararız…”

———————————–
* Şiir Dinletileri ve Organizasyonlar İçin Menajer Hattı: 0 536 629 34 34
* Hafta içi her gün 23:00-01:00 arasında, BEDİRHAN GÖKÇE İLE ÜÇÜNCÜ SAYFA KralFM‘de