Zaten çok kirlenmişti her şey…
Her şey bir kalabalık içinde kabalığa doğru gidiyordu.
İncelmeli ve zarifleşmeliydi her şey.
Her şey anlamsız bir koşturmacanın yorgunluğunu taşıyordu.
Giderek “sen merkez” diyen kişisel gelişimcilerin insanları egoistleştirme telkinleri ve teknikleri, son yıllarda “ben merkez” diyen bir kimlik değişimine uğrattı herkesi.
Herkes ben önemliyim, ben istemiyorum, ben sevmiyorum “çığlığı” atmaya başlayınca “sen ne istiyorsun?” “onun neye ihtiyacı var?” sorusu kimsenin umurunda olmamaya başladı.
Bu kadar paylaşımcı ve çevresine karşı bu kadar özverili bir toplum, bir millet, bir nesil, nasıl oldu da bu kadar kaba, bu kadar“kendine Müslüman” ve bu kadar egosuna düşkün oldu.
Evet ruhen, beynen ve bedenen yorulduk ve boğulduk.
Kirlenmişliğimiz temizliğe, kabalığımız zarifliğe, koşuşturmamız dinginliğe, gürültümüz sessizliğe, “ben önemliyim” diyen yanımız “sen de önemlisin o da” demeye dünden daha fazla muhtaç artık, kapılarımız gönüllerimizle beraber üst üste kitlenince…
Şimdi huzur zamanı…
Şimdi unuttuğumuz iç sesimize kulak verme zamanı.
Şimdi aç gözlerimizin, aç midelere, göz kapaklarını kırpmadan bakma zamanı…
Haydi, o zaman barışalım küstüklerimizle,
Haydi barışalım tekrar genetiğimizde var olan eski eşsiz kimliğimizle.
Haydi, temizlenelim ve arınalım o zaman.
Karnımız açken, gözümüz tok olsun ve ulaşalım aylardır açlığı iliklerine kadar hissetmiş olan herkese.
Paylaşalım ve paylaştıkça çoğalalım yeniden.
Yalnızlığı ve unutulmuşluğu kendine dert eden herkese ulaşalım, ulaşabildiğimiz yerden.
Kirlenmiş ağzımızı bir sahur temizliğinde gargara yapıp, küfrün en masumuna bile düşmeyelim, tek bir kötü söz bile etmeyelim yeniden.
En azından, bugün, bu hafta ve bu ay.
Tüm çirkinliklere perde, tüm güzelliklere yol olsun.
Ya da, Kısaca ;
Bir iftar sofrası temizliğinde herkese İyi Ramazanlar olsun güzel ülkem,
İyi Ramazanlar olsun hepimize…

